“Delicesine bir kahve tutkunu” Balzac’tan, yapılan son araştırmalara kahvenin serüveni

Çok yüksek dozda çarpıntıya sebep olan kahvenin günde 4-5 fincanının ölüm riskini azalttığı ifade ediliyor.

Güne kahve ile başlayanlardan mısınız? Kahve olmadan konsantre olmayanlar arasına dahilseniz, bu yazı sizin için hazırlandı.

Uluslararası Kahve Organizasyonu’nun (ICO) hazırladığı Dünya Kahve Tüketim Raporu’na göre; 2016 yılında Türkiye’nin kahve ithalatı yüzde 10,9 artarak son 4 yılda en çok artan ülke oldu.

Kahve severler için güzel bir haberimiz daha var. Ülkemizde de artık kahve üretimi yapılmaya başlandı.

Ayrıca, Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından yürütülen araştırma projeleri kapsamında kayısı çekirdeği kahvesi üretiliyor.

kayısı çekirdeği kahve aa.jpg
Fotoğraf: AA

Bu kahve kayısı çekirdeklerinin marmalet haline getirilerek pişirilmesiyle ortaya çıkıyor.

Proje henüz başlangıç aşamasında olduğu için, geliştirme çalışmaları devam ediyor.

kayısı çekirdeği kahve - aa.jpg
Kayısı çekirdeği kahvesi / Fotoğraf: AA​​​​​​​

Birçok çeşidi olan kahvenin muhteşem kokusu ile kendinize gelirsiniz.

“Kahvesiz olmaz” diyenlerdensiniz, merak ettiğiniz soruların yanıtını uzmanlardan aldık.

Kahvenin sağlığa etkisinden, kokusuna uzanan geniş yelpazedeki haberimizi okumak için kahvelerinizi alabilirsiniz.

kahve  pixabay.jpg
Fotoğraf: Pixabay

“Kahvenin, farklı kulvarlardaki pek çok yiyecek gibi, yaş aldıkça sevilmesi öğrenilen bir içecek olduğunu kabullenmemiz gerekiyor”

“Bir erişkin her ne kadar kahve seviyor olursa olsun, erişkinlikteki beğenisi bebekliğindekinin aynısı değil” diyen Lezzetler kitabının yazarı Vedat Ozan, şunları söyledi:

Yeni doğmuş bir bebeğin ağzına pamukla damlattığınız bir damla şekersiz kahve yüzünün buruşmasına ve ağzına gelen kahveyi tükürmeye çabalamasına sebep oluyor. Bu anlamda baktığımızda, kahvenin, farklı kulvarlardaki pek çok yiyecek gibi, yaş aldıkça sevilmesi öğrenilen bir içecek olduğunu kabullenmemiz gerekiyor.

Ozan, “Kahve, sebze veya salatalar gibi, gerçekte acı olan gıda maddelerini hala ve keyifle tüketebilme sebebimiz zaman içinde bunları sevmeyi öğrenmemiz” diye vurguladı.

vedat ozan (1).jpg
‘Lezzetler’ kitabının yazarı Vedat Ozan / Fotoğraf: Independent Türkçe

“Balzac’ın ölümünden sonra hakkında ‘Günde 60 fincan içerdi, kahveden gitti garibim’ dedikoduları dahi çıkmıştı”

Ozan, ‘delicesine bir kahve tutkunu’ diye anlattığı olan Honoré de Balzac’ın kahseye dair şu sözlerini aktardı:

Bir süreliğine –bir hafta, en fazla iki– öğütülmüş kahvenin sıcak suyla demlenmesiyle hazırlanan bir veya iki fincan kahveyle doğru miktarda uyarı elde edebilirsiniz.

Diğer hafta için suyun miktarını azaltarak ve daha ince öğüterek, soğuk suyla demleyebilir ve aynı zihin gücünü elde edebilirsiniz.

Kahveyi en ince ayarda öğüttüğünüzde ve mümkün olan en az suyla demlediğinizde, iki fincanı çifter dozdan, aynı anda içerek özellikle enerjik durumlarda üç fincan da tolere edilebilir. Bu şekilde birkaç gün daha çalışmaya devam edilebilir.

Honoré de Balzac.jpg
Honoré de Balzac’ı kahve içerken gösteren bir çizim / Görsel: Pinterest

Ozan, “Hatta Balzac’ın ölümünden sonra, hakkında ‘Günde 60 fincan içerdi, kahveden gitti garibim’ gibisinden dedikodular dahi çıkmıştı.  Alıntıladığımız satırların yer aldığı ‘Kahvenin Hazzı ve Sancısı‘ makalesi de yazarın kahve ile kurduğu iki yönlü ilişkiye işaret ediyor: Kahve hem bir haz kaynağı hem de enerji vererek zihin gücü elde etmemize sebep olur” ifadelerini kullandı.

kahve - Pixabay.jpg
Fotoğraf: Pixabay

“Kahve çekirdeklerinin çiğ halleri ile işlemden geçmiş halleri arasında çok büyük farklar var”

“Haz kavramından yola çıktığımızda görüyoruz ki kahvenin yararına ilişkin değerlendirmeyi doğuştan ve edinilen diye ikiye ayırmamız gerekiyor” diyen Ozan, sözlerini şöyle sürdürdü:

Doğal halimizde yararını reddediyor, sosyalleşmiş bir insan olarak ise kabulleniyor, hatta arzulayarak peşinde koşabiliyoruz.

Peki, acılığıyla maruf bir içeceği sevmemizi ne sağlıyor?

Burada da temel tatların ötesinde koku duyusunun devreye girdiğini görüyoruz. Dildeki acılık burunda hoşluk olarak tezahür edebiliyor.

Ozan, “Kahve bitkisinin meyvelerinin çekirdeklerinin çiğ halleri ile işlemden geçmiş halleri arasında çok büyük farklar var. Çiğ kahvenin aroma profili kısıtlı ve daha çok yeşil, taze diye tanımlayabileceğimiz nüansları var. Bu aroma bize asla alışık olduğumuz kahveyi çağrıştıramıyor. Ancak bu çiğ halde çekirdeğin yapısında mevcut 100 civarındaki uçucu molekül kavrulmayla beraber oluşacak son derece zengin bir yeni aromatik yapının başlangıcını oluşturuyorlar.Bazı bileşenler kavurma sırasında yok olurken bazıları yeni hayat buluyorlar” dedi.

kahve reuters.jpg
Fotoğraf: Reuters

Kavrulan kahve çekirdeklerinde, çiğ çekirdeklerin aksine 900 ila bin arası uçucu organik bileşiğin var olduğu bilgisini paylaşanm Ozan, “Bunlara aromayı, dolayısıyla da toplam lezzet algımızı etkileyen yüksek ve orta uçuculukta biyoaktif bileşikler de dâhil. Bunların düşük algı eşikli ve yüksek konsantrasyonlu 40 kadarının kokusunu almamız ‘kahve içiyorum’ duygusunu yaratan karakteristik koku ve aromanın sebebi oluyorlar” diye anlattı.

“Balzac’ın dediği bu ‘zihin gücü’ nasıl gerçekleşiyor? Kahvenin bileşenleri ekstra bir katkı mı yapıyor beynimize?”

Ozan, “Kahve, daha doğrusu kahvenin bileşenleri içinde yer alan kafein molekülü bize ilave bir güç vermekten ziyade yorgunluğu hissetmemizin önüne geçiyor. Uyanık halimizde var güçleriyle ileti taşıyan nöronlarımız, yüklendikleri görevlerin yanı sıra adenozin de üretiyorlar. Vücudumuzdaki adenozin seviyesi belli bir düzeyin üzerine çıktığında yorgunluk hissetmeye, uyku ihtiyacı duymaya başlıyoruz” dedi ve ekledi:

Kafein, adenozini algılayan reseptörlerin bir kısmına sanki adenozin gibi yaklaşıp yapışıyor. Adenozin reseptörleri de vermeleri beklenen yorgunluk sinyallerini verememeye başlıyorlar. Kısacası kafein, adenozin reseptörlerini baskılıyor, bu baskılamayla beraber de beklenen yorgunluk veya uykulu olma hali ortaya çıkmıyor, bilakis, tam tersi bir canlılık oluşuyor. Gene kafeine bağlı olarak adrenalin üretimi de başlıyor.

Kahvenin, ilave olarak dopamin’in yeniden emilimini bloke ettiğini ve böylece sebepsiz bir iyi hissetme halinin ortaya çıktığını vurgulayan Ozan, “Biz de yorgunluk hissinin baskılandığı, hoş duyguların uyandığı bu durumu yeniden enerji kazanmak, daha diri olmak olarak yorumluyoruz” dedi.

“Hatta bazı kahve egemen kültürlerde, bazen işler sabah uyanabilmek, ayılabilmek için kahvenin önkoşul olmasına kadar varıyor” diyen Ozan, sabah daha kahveyi içmeden kokusunu duymamızın dahi bizi bir uyanma, ayılma, canlanma sürecine sokabilmesini örnek olarak gösterdi.

Ozan, “Canlı olmak, enerjik olmak, öğrenilmişi geri çağırmayı kolaylaştırıyor, bu da bizden beklenenleri yerine daha kolaylıkla getirmemizi sağlıyor. Pek çok ofis veya işyerinde bedelli veya bedelsiz kahve makinelerinin mevcut olmasını bu açıdan da düşünmemizde fayda var” ifadelerini kullandı.

kahve The Independent.jpg
Fotoğraf: The Independent

“Vücudumuzdaki etkisi 1 saat içinde zirveye ulaşırken, 6 saate kadar devam edebilir”

Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Mehmet Birhan Yılmaz, “Kardiyovasküler sistemde bulunan farklı reseptörlere (almaç) bağlanan ve psikoaktif uyarıcı olarak bilinen kafeinin, çay ve kahvede bol miktarda bulunur. Kahvedeki miktarı geleneksel olarak aynı miktardaki çaya göre iki kat daha fazladır. Vücudumuzdaki etkisi 1 saat içinde zirveye ulaşırken, 6 saate kadar devam edebilir” dedi.

Prof. Dr. Mehmet Birhan Yılmaz.jpg
Prof. Dr. Mehmet Birhan Yılmaz / Fotoğraf: Independent Türkçe

Daha önce kahve kullanmamış bir bireyde, ilk alımda, kalp hızında ve kan basıncında artış, çarpıntıya meyil oluştursa da bu akut etkilere hızlıca tolerans geliştiğini ve kronik kullanımda bu etkilerinden ziyade damarların gevşediğini, ritim bozukluğu olasılığının azaldığını, vücutta yangının azaldığına dair etkilerin ön plana çıktığını aktaran Prof. Dr. Yılmaz, şöyle devam etti:

Örneğin, hipertansif bireylerde yüksek dozlarda kafein tüketimi (bu oran 200-300 mg) sonrası kısa süreli kan basıncının bir miktar yükseldiği, ancak bu düzeyde bile 2 hafta içinde hızlıca tolerans geliştiği ve kronik kullanımda damarların gevşeme kapasitesini iyileştirerek kan basıncını az miktarda düşürdüğü gösteriliyor.

“Kahvenin günde 4-5 fincan kronik kullanımının ölüm riskini azalttığı gösterildi”

Kahvenin, çarpıntı ile ilişkisinde, çok yüksek dozlarda ritim bozukluğuna yol açabilme ihtimali olduğunu söyleyen Yılmaz, “Ancak, normal dozda kronik olarak tüketildiğinde en sık ritim bozukluğu olan atriyal fibrilasyon adındaki ritim bozukluğunun daha az gözlendiği de gösterildi. Bu noktada, tehlike arz eden içecekler, 500 mg’a kadar kafein içerebilen enerji içecekleri oluyor” şeklinde konuştu.

kahve Unsplash.jpg
Fotoğraf: Unsplash

Prof. Yılmaz, günlük kafein dozunun, fasılalarla tüketilmek kaydıyla kişiye özgü olarak 200-300 mg’a kadar güvenli olacağı belirtilmesine rağmen, enerji içeceklerindeki miktarın hem toplam günlük doz hem de kısa sürede tüketilmesi açısından, özellikle kalp ve damar hastalığı olanlarda, sıkıntılı olduğunu vurguladı.

Makul tüketim bandında olmak kaydıyla, yeşil ve siyah çay tüketiminin tüm nedenlere bağlı ölüm riskini azalttığının, her 1 bardak yeşil çayın kalp ve damar hastalıklarına bağlı ölüm riskini yüzde 5 azalttığının gösterildiğini söyleyen Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü:

Yine kahvenin günde 4-5 fincan kronik kullanımının ölüm riskini erkeklerde ve kadınlarda yüzde 12 ve yüzde 16 azalttığı gösterildi. Bu noktada, kafeine dair bir hususun altını çizeyim.

Sitokrom P450 1A2 enzim ailesi kafeinin metabolizmasının yüzde 95’inden sorumlu ve bu enzimi genetik olarak yavaş çalışanlarda hipertansiyon ve kalp krizi riskinin arttığına dair işaretler bulunuyor.

Mevcut nedenle, makul tüketim bandında kalmak kaydıyla günde 2-3 fincan çay-kahve tüketimi kalp ve damar sağlığı açısından faydalı.

Bu miktarda bile yakınması olanların, genetik hassasiyet sahibi olmalarının mümkün olduğunu ifade eden Yılmaz, “Bu kişilerin kendileri açısından güvenli olacak en düşük dozda kronik tüketime yönelmeleri ve bir kardiyoloji uzmanına başvurmaları uygun olur” dedi.

Yılmaz ayrıca, “Uygunsuz ölçüde yüksek doz kafein içeren enerji içecekleri hususunda herkesin dikkatli olmasında fayda var” uyarısında bulundu.

kahve Pixabay.jpg
Fotoğraf: Pixabay

Peki nasıl oluyor da kahve bizi uyanık tutuyor? Beyne etkileri nelerdir? 

Sevmenin ötesinde, kahvenin, hepimizin zaman zaman özellikle uyanık kalmak amacıyla sık sık başvurduğumuz bir içecek olduğunu söyleyen Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Yasemin Gürsoy Özdemir, “Uzun yıllardır yapılan pek çok çalışma aslında kahve içinde olan kafeinin bir psikostimülan olduğunu ve etkisini Adenozin reseptörleri üzerinden gösterdiği biliniyor” dedi.

yasemin özdemir.jpg
Prof. Dr. Yasemin Gürsoy Özdemir / Fotoğraf: Independent Türkçe

Söz konusu reseptörlerin, nöronlar üzerinde yer alan ve nöronların uyarılma düzeylerinin azaltılmasında rol oynayan yapılar olduğunu aktaran Prof. Özdemir, şunları söyledi:

Kahve içimini takiben kafein kanda bulunduğu süre boyunca beyin dokusuna kan beyin bariyerini hızlıca geçerek hemen ulaşır. Kafein beyinde adenozin reseptörlerine bağlanarak bunların aktivitesini azaltır, böylece nöronların daha uyarılabilir olmasına olanak sağlayarak uyanık kalmamıza neden olur.

Adenozin reseptörlerinin alt tipleri kişiden kişiye değiştiği için, her bireyin yanıtının aynı olmayabileceğine de dikkat çeken Prof. Özdemir, “Tabi bu etki uyku-uyanıklık düzenini de etkileyebilir. Araştırmalar günde maksimum 4-5 fincan kahve (300-400 mg kafein) düzeyinin olumsuz etkisi olmadığını gösteriyor” diye konuştu.

Yatmadan önce veya akşam üzeri içilen 3-4 fincan kahvenin, uykuya geçişi zorlaştırabileceğini belirten Özdemir, “Bu nedenle yatmadan 3-4 saat önce içmemekte fayda var” tavsiyesinde bulundu ve ekledi:

Yapılan pek çok çalışma hamileler, çocuklar ve ergenler dışında günde 3-4 fincan kahve içiminin beyni koruduğunu, bilişsel fonksiyonlara faydalı etkileri olduğunu ve hatta Alzheimer gibi nörodejeneratif hastalıklarda destekleyici olumlu etkileri olabileceğini göstermektedir.

Özdemir, “Ancak yine unutulmaması gereken bir durum, düşük miktarda alınan kafein anksiyeteyi azaltıp iyilik halini artırmasına rağmen, yüksek dozlarda sinirlilik, anksiyete artışı ve gerginliğe neden olabilir. Bu nedenle her şey tadında güzel diyerek bu bölümü kapatalım” şeklinde bilgi verdi.

“Düzenli kahve tüketiminin tip 2 diyabet, kronik karaciğer hastalığı ve bazı kanserlerin riskini azaltabileceğine işaret eden veriler var”

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Endokrinoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Okan Bülent Yıldız ise, şu açıklamada bulundu:

Literatürde son dönemde bu konuya artan bir ilgi söz konusu. Düzenli kahve tüketiminin tip 2 diyabet, kronik karaciğer hastalığı ve bazı kanserlerin riskini azaltabileceğine işaret eden veriler var.

Prof. Dr. Bülent Okan Yıldız Fotoğraf.jpg
Prof. Dr. Bülent Okan Yıldız / Fotoğraf: Independent Türkçe

Mekanizmanın tam olarak anlaşılmış olmadığını vurgulayan Prof. Yıldız, “Daha çok antioksidan hücre koruma cevaplarının tetiklenmesi üzerinde duruluyor. Yeni ve kısıtlı miktarda veri barsak mikrobiyotası üzerinde de kahvenin bir prebiyotik gibi olumlu etki gösterebileceğine işaret ediyor” dedi.

“Kahvenin 4 hastalıkta etkileri sorgulanıyor”

“Kahve tüketiminin kulak burun boğaz alanında hangi durumlara yol açtığı uzun yıllardır sorgulanan ve araştırılan bir durum” diyen Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Aytuğ Altundağ, şunları söyledi:

Bunun en temel nedenlerinden birisi de tıp patiğinde artık tükettiğimiz yiyecek ve içeceklerin hastalıklarımızla olan ilişkisine her geçen gün daha fazla yoğunlaşılması. Özellikle önlenebilir kanserler ve hastalıklar gurubuna alınan durumlarda günlük beslenme şeklimiz çok daha fazla önem kazanıyor.

Kahvenin, dünyada sudan sonra, çay ile birlikte en fazla tüketilen içecek olması nedeniyle kulak burun boğaz (KBB) ve kahve dediğimizde iki tür etki görüldüğünü anlatan Prof. Altundağ, “Bunlardan birincisi lokal diğeri ise sistemin etkilerle yol açtığı durumlar oluyor. Bu alanda 4 hastalıkta da bu etkiler sorgulanıyor: Meniere hastalığı, larengofarengeal reflü, tinnitus ve ağız kanserleri” diye konuştu.

Aytuğ altındağ.jpg
Prof. Dr. Aytuğ Altundağ / Fotoğraf: Independent Türkçe

Meniere hastalığının, baş dönmesi, kulakta dolgunluk hissi ve işitme kaybı ile karakterize bir hastalık olduğunu aktaran Altundağ, “Temelde iç kulaktaki sıvı basıncının artması ile karakterize ve bu basıncı artıran her tür nedenin de bu hastalığın temel bulgusu olan atakları ortaya çıkardığı ve şiddetlendirdiği düşünülüyor. Meniere hastalığı olanlarda yüksek miktarda kahve tüketiminin sistemik etkileri ile bu hastalığın ataklarını tetiklediğini öne süren çalışmalar mevcut” dedi.

Burada aslında farklı bir durum ve yeni bir soru işareti oluştuğuna vurgu yapan Prof. Altundağ, şunları söyledi:

Özellikle kan damarlarındaki basıncı artıran durumların Meniere hastalığını tetiklediği bilinmekte iken, vücutta ödemi azaltan ve idrar söktürücü özelliği olduğu düşünülen kahvenin neden bu duruma yol açtığı da sorgulanmaktadır.

Çünkü hali hazırda Meniere hastalığında ataklar ortaya çıktığında da tedavide kullanılan ilaçlar arasında idrar söktürücü ve vücut ödemini azaltıcı ilaçlar vardı. Yapılan çalışmalar kahvenin idrar söktürücü etkisinin özellikle 450 mg üzerinde kahve aldıktan sonra ortaya çıktığını gösteriyor.

Dolayısıyla günlük sabah kahvesi içiminde Meniere üzerine olumlu etki olan ödem azaltıcı etkiyi göremeyiz. Bu nedenle kimi çalışmalar kahve içmenin Meniere ataklarını artırdığını öne sürüyor. Fakat yine de kişisel özelliklere göre değişen bir durum olduğu aşikar.

Özellikle son çalışmalarda kahve içmenin denge testlerinin sonuçlarına olumsuz etki ettiğini gösteren bir durum olmadığını gösteren çok fazla bulgu elde edildiğini anlatan Altundağ, “Meniere hastalığını artıran nedenlerden birisi de stres olduğu için günlük az miktarda kahve içmek sizin stres kontrolünüze iyi geliyorsa bu açıdan olumlu olduğunu öne süren ek çalışmalar da mevcut” ifadelerini kullandı.

“Boğaz reflüsü şikayetiniz varsa, geniz akıntınız çoksa, ses çatallanmalarınız sık oluyorsa kahveyi azaltmanızda fayda var”

Kahvenin diğer etki ettiği bir KBB hastalığının da Larengofarengeal reflü yani boğaz-gırtlak reflü olduğunu söyleyen Altundağ, şu bilgileri verdi:

Boğaz gırtlak reflüsü, mide reflüsünden farklı bir hastalık. Mide reflüsünde olduğu gibi alt yemek borusu kapakçığının gevşemesinin etkisi var. Buna ek olarak yemek borusu alt kısmı ile gırtlak boğaz bölgesinin aside duyarlılık oranlarının farklılığı burada önem kazanıyor. Aşağılarda etkisiz olan bir asit derecesi boğazınıza yaklaştığında çok daha etkili olabilir. Boğazda gıcık hissi, geniz akıntısı, ses kısıklığı, seste çatallanma, ses kalınlaşması da temel bulgular olarak karşımıza çıkar.

 

Kahvenin de burada lokal ve sistemik etkilerinin birlikte çalıştığı bir durum olduğuna dikkat çeken Altundağ, “Kahvenin hem mide kapakçığını gevşeterek hem de 4,7-5,35 pH seviyeleri ile yani asidik içeriği ile lokal ve direk kimyasal etki yaparak boğaz-gırtlak reflüsüne yol açmakta olduğu biliniyor” dedi.

Altundağ, kahve aromasının ortaya çıkışında rol oynayan pek çok molekülün yanında, en yoğundan azına doğru tespit edilen 9 ana asit türünün, kahvenin bu etkilerine yol açtığını aktardı:

Bu asitler klorojenik, kinik, sitrik, asetik, laktik, malik, fosforik, linoleik ve palmitik asitler. Mide kapakçığının gevşemesinde özellikle etkili olan kinik asit.

Kavrulduktan sonra çok uzun süre bekleyen, bayatlamış kahvelerde ve demlendikten sonra uzun süre bekleyen kahvelerde kinik asit miktarı artar.

Bu yüzden boğaz reflüsü şikayetiniz varsa, geniz akıntınız çoksa, ses çatallanmalarınız sık oluyorsa kahveyi azaltmanızda fayda var. Eğer kahveden vazgeçemem diyenlerdenseniz de o zaman da asiditeyi azaltacak yöntemleri kullanmanız iyi olur.

“Çınlama ve kahve arasındaki ilişki direk tüketim miktarına bağlı olarak değerlendiriliyor”

Kahve ile ilişkisine bakılan diğer KBB hastalığı ise Tinnitus yani kulak çınlaması olduğunu söyleyen Altundağ, “Toplumun çok büyük bir bölümünü etkileyen kulak çınlamasının kahve ile ilişkisine pek çok araştırmada bakılmış. Uzun süre çınlamayı artırdığı düşünülen kahve, bu alandaki son çalışmalarda biraz temize çıktı gibi gözüküyor” şeklinde konuştu.

_33A9987.jpg
Fotoğraf: Independent Türkçe

Aslında çınlama ve kahve arasındaki ilişkinin, direk tüketim miktarına bağlı olarak değerlendirildiğini ifade eden Altundağ, son yayınlara göre, az kahve ve çok kahvenin çınlamayı artırdığını, ortalama kahvenin ise azalttığını belirtti ve ekledi:

Peki az, orta ve çok kabaca nasıl dersek; 1 büyük bardak az, 2 büyük bardak orta, 3 büyük bardak üstü fazla. İşte çınlaması olan bireylerde az kahve içenlerle çok kahve içenlerde çınlama şikayeti artarken, orta miktarda yani kararında kahve tüketenlerde çınlamada azalma tespit edilmiş. Tabi burada çınlamanın pek çok faktörden etkileneceğini de göz ardı etmemek lazım.

Altundağ, “Güncel çalışmaların normal miktarda kahve tüketiminin çınlamaya iyi geldiğini söylemekte fayda var. O yüzden çınlama şikayeti olanların kahveden korkmaması gerekiyor. Tabi buradan mesajın yanlış anlaşılmaması ve tüketimin abartılmaması gerekiyor” diye uyarıda bulundu.

“Kahvenin, ağız kanserlerinin oluşma riskini azalttığına dair yayınlar mevcut”

Diğer hastalığın da ağız kanserleri olduğuna dikkat çeken Altundağ, “Dünya Sağlık Örgütü’nün önlenebilir hastalıklar arasında gösterdiği ağız kanserlerinde, ağız içerisindeki antioksidan aktivite çok önemli. Kahvenin içerdiği polifenoller ve terpenlerin ağız kanserlerinin oluşma riskini azalttığına dair yayınlar mevcut” dedi.

DSC_3237.jpg
Fotoğraf: Independent Türkçe

Kahvenin içerdiği yoğun koku ve tat aromalarının, koku ve tat duyularımıza etkisine baktığımızda, çok kahve içmenin koku duyumuzu geliştirdiğine ya da yorulan burnumuzun kahve koklayarak kendine geldiğine dair bir bilimsel bulgu olmadığını söyleyen Altundağ, “Ancak keskin kokusu ile sağlam bir uyarıcı olduğu kesin. Tüm bu etkileri ile uzun yıllar KBB ve kahve ilişkisini konuşacağımız bir gerçek” ifadelerini kullandı.

Altundağ, “Bununla birlikte kahvenin insan için çok önemli bir keyif aracı olduğu dolayısıyla şehir yaşamının içerisinde oluşan stres kontrolünde kullanılmaya devam edeceği de ayrı bir durum” dedi.

“Yeni araştırmalar aslında sağlık açısından yararları olabileceğini düşündürüyor”

Kahve deyince akla ilk kafeinin geldiğini söyleyen Amerika’da Henry Community Health’den Klinik Diyetisyen Elif Okut Aysin, “Ancak kahve vücuttaki enflamasyonu azaltabilen, hücreleri hasardan korumaya yardımcı olabilecek mükemmel bir antioksidan kaynağı” diye sözlerine başladı.

Elif Okut Aysin .jpg
Klinik Diyetisyen Elif Okut Aysin / Fotoğraf: Independent Türkçe

Aysin ayrıca, kahvenin B vitaminleri, folat, potasyum, magnezyum, fosfor ve polifenoller içerdiğine değindi ve sözlerini şöyle sürdürdü:

Geçmişte yapılan araştırmalar kahvenin zararlı olabileceğini ima ederken, son yıllarda yapılan yeni araştırmalar aslında sağlık açısından yararları olabileceğini düşündürüyor.

Geçmişte yapılan çoğu çalışmada, kahve tüketiminin etkileri araştırılırken, kahve tüketenlerin sigara içip içemediği, aktif olup olmadıkları gibi sağlığı etkileyen diğer faktörler çok irdelenmemişti.

Bu tür faktörler kontrol altına alındığında kahve tüketimi ile ölüm oranlarının azalması arasında ilişkiler gösterildi.

Bu tür faktörlerin kontrol altına alındığında kahve tüketimi ile ölüm oranlarının azalması arasında ilişkiler gösterildiğine dikkat çeken Aysin, “Circulation dergisi Kasım 2015 tarihli araştırmasında, kahve tüketiminin ölüm riskinde yüzde 8 ila15’lik bir azalma ile ilişkili olduğunu bulundu. Daha yüksek kahve tüketimine sahip olanlar arasında daha büyük düşüşler saptandı” dedi.

Aysin, “Kahvenin yine Parkinson hastalığı, Alzheimer, tip 2 diyabet, karaciğer kanseri ve karaciğer hastalıkları-siroz, gut hastalığı, kalp krizi ve inme gibi bazı hastalıklarda da koruyucu olabileceği belirtiliyor. Harvard Tıp Okulu’nda yapılan araştırmaya göre, kahve içenlerin kolon, meme ve rektal kanser geliştirme riski daha düşük” diye konuştu.

“Düzenli kahve tüketiminde aşırıya kaçılmadığında muhtemelen sağlık açısından olumlu ve hatta bazı faydaları olabilir”

Kahvenin yüksek kafein içeriği nedeniyle potansiyel riskleri olduğunu hatırlatan Aysin, şunları söyledi:

Hamile veya emzirmeye çalışan kadınların kafein konusunda temkinli olmaları gerekir. Kahvenize fazla miktarlarda ekleyeceğiniz krema, şeker gibi katkılarda kahvenin sağlık açısından yararlarını gölgeleyebilir. Düzenli kahve tüketiminde aşırıya kaçılmadığında muhtemelen sağlık açısından olumlu ve hatta bazı faydaları olabilir.

Türk kahvesi.png
Fotoğraf: Pinterest

Aysin, “Ancak, kahve, mide ekşimesi, anksiyete veya uykusuzluk gibi sorunlarınız var ise, tüketimini azaltmanız yararlı olur. Amerika Ulusal Beslenme Rehberine göre günde 3-5 bardak (1 cup=237 ml) sade siyah kahve sağlıklı beslenmede yer alabilir. Türk kahvesi tercih ederseniz günde 2 fincan yeterli olur”  tavsiyesinde bulundu.

“Dünya genelinde günde 2,25 milyar fincan kahve tüketiliyor”

Dünya genelinde günde 2,25 milyar fincan kahve tüketildiğini belirten Alper Sesli, Türkiye’de Coffee Festivalleri düzenliyor.

alper sesli.jpg
Alper Sesli / Fotoğraf: Independent Türkçe

Kahve tutkusunun bu festivallerle daha da ortaya çıktığını söyleyen Sesli, bu sene de gerekli tedbirleri alarak, etkinliklerin yapılacağını dile getirdi.

Kahvenin, petrolden sonra en çok ticareti yapılan ürün olduğunu söyleyen Sesli, “Kahve hakkında yeterince bilgi sahibi olduğumuzu söylemek mümkün. Nitelikli kahve ise başta büyük şehirler olmak üzere ülkemizde giderek yaygınlık kazanıyor” dedi.

“Yeni nesil kahveye odaklı mekanlarda, gerçek kahve lezzetleriyle buluşanlar, doğruları bizzat yerinde görüyor” diyen Sesli, sözlerini şöyle tamamladı:

İyi çekirdek, iyi su, iyi kavurma ve iyi demleme kahveyi kahve yapan temel unsurlardır. Farklı kavurma teknikleri, farklı demleme teknikleri, farklı kahve çeşitleri mevcut. Ancak temel özellikler değişmez. Bir kahve içicisinin öncelikle dikkat etmesi gereken unsurlar bunlardır. Festival Turizmi tüm dünyada inanılmaz ciddi turizm hareketlilikleri yaşanıyor. Önceki sene İstanbul Coffee Festival ulusal bir etkinlik olmasına karşın uluslararası ziyaretçi sayımız yüzde 15’in üzerine çıktı.

 

© The Independentturkish

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir